Genel Olarak Din ve Toplum İlişkileri

Genel Olarak Din ve Toplum İlişkileri

Din ile tabiatı gereği bir varlık olarak insan arasında çok sıkı ilişkiler olduğu herkesin malumudur.

İlk insan ve ilk toplumla birlikte dinin de var olduğu, genel bir kabule mazhar olmuştur. İnsanlığın yeryüzünde ortaya çıktığından bu yana din fenomeni, toplumları çeşitli biçimlerde etkilemiştir. Bu nedenle denilebilir ki insanlık tarihi, aynı zamanda din tarihi veya dinsel olaylar serüvenidir. Gerçekten de insanı ve toplumları dinden ayrı düşünmek mümkün görünmemektedir. Din, toplumların evrensel bir boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dinî inançlar, insan kaderinin en fiilî ya da en etkili faktörüdür.

Din, kültürün ilk basamaklarından başlayarak aile, oymak, kabile, boy ve millet gibi tabiî birliklerle hep yakın ilişki içinde bulunmuştur (Smith, 1964: 182; Sorokin, 1994: 185 vd.; Wach, 1987: 17-30; Dönmezer, 1990:260). İnsanlarla dinin bu birlikteliği günümüze kadar şöyle ya da böyle devam etmiş ve tarihin sonuna kadar da devam edecektir. İnsanlığın din ile olan bu ayrılmazlığı, bizi, dinin insanın hem bireysel hem de sosyal boyutuyla ilişkisine götürmektedir (Okumuş, 2003a: 96).

Toplum, objektif verilerle sübjektif anlamlar arasında kurulan diyalektik ilişkileri ifade eder. Toplum, nesnel gerçeklik ve öznel gerçeklikle birlikte ele alınabilir (Berger-Luckmann, 1967: 65-204). Başka bir ifadeyle toplum içinde, kurumlar dünyasının oluşturduğu kişinin dışındaki nesnel gerçek ile ferdin bilincinde, öznel dünyasında denemekle, yaşamakla ve zaman içinde oluşan gerçek arasında karşılıklı etkileşim sonucu gerçekleşen bir diyalektik mevcuttur.

Bilgi sosyolojisinin yardımıyla denilebilir ki her sosyal gerçeğin bir bilinç bileşeni vardır. Esasen bu noktada fenomenolojik bakış açısı da bize fikir verebilir. Bilinç, her ne kadar öznel hayatın tabiî bir vakası ise de sosyolojik açıdan önemli unsurları, diğerleri tarafından sürekli paylaşıldığından nesnel olarak tasvir edilebilir (Berger-Berger-Kellner, 1985: 23-25).

İnsanın ferdî ve sosyal, özel ve kamusal özellikleri bulunduğuna göre, insanla sıkı yakınlığı olan, daha doğrusu insanın hayatını yönlendirmek için var olan ve insanın mutluluğunu hedef edinen dinin de, doğal olarak insanla hem bireysel hem sosyal ve hem özel hem de kamusal yönleri itibarıyla ilişkileri olacaktır. Başka bir ifadeyle din, sadece bireysel değil aynı zamanda sosyal bir olgudur.

Daha geniş anlamda din, hem kitabî (teorik-akidevî), hem davranışsal (pratik-ibâdî); hem psikolojik, hem sosyolojik; hem sübjektif, hem de objektif yönü itibarıyla bir bütün olarak kendini ortaya koymaktadır (Okumuş, 2003a: 97).

Dinin kollektif yönü çok güçlüdür. Din tabii ve sosyal bir gerçekliktir. Dinin objektifliği, onun sosyal yönünü ifade etmektedir. Objektiflik, toplumla dinin birlikte bulunuşunu, dinin toplumsal boyutlarının oluşunu dillendirir. Şu halde dinle toplumu birbirinden ayrı düşünmek olası görünmemektedir. Belirtmek gerekir ki dinin sosyal bir fenomen olması, onun daima toplumsal bir form içinde tezahür eden bir olgu olduğu anlamına gelmez, aynı zamanda dinî fenomenlerin toplumsal realitenin aslî öğeleri oldukları anlamına da gelir (Okumuş, 2003a: 97).

Din, sosyal hayatın hemen her alanında insanları etki altında bırakır. Dinlerde bulunan ahlâkî ilke ve esaslar vb., insanların sosyal eylemlerini güçlü bir biçimde etkiler ve böylece sosyal düzenin objektif yapısının belirlenmesinde önemli bir rol oynar (Wach, 1995: 61; Russel, 1994: 12; Wach: 1958: 27-143 vd.). Dinin ve dinî yaşayışın pek çok boyutu bulunmaktadır. Bütün bu boyutlarıyla dünyaya karşı geliştirdiği tavır çerçevesinde bir dünya görüşü ve hayat tarzına sahip olan din, insanla salt birey düzleminde değil, ayrıca grup, kurum, kamu ve geniş anlamıyla toplum düzleminde de ilişki içerisine girer.

Dolayısıyla din, insanlardan hem fert olarak hem de cemaat ve toplum olarak isteklerde bulunur. Bu durumda insan gibi dini de salt ferdî yönüyle ele almak tarihî, antropolojik ve sosyolojik gerçekliklerle uyuşmayacaktır. Din de insan gibi bir bütün olarak ele alındığında ancak, sağlıklı sonuçlara gidilebilir ve din-insan ilişkileri konusunda doğru verilere ulaşılabilir (Okumuş, 2003a: 97-98).

Din-toplum ilişkileri bağlamında ifade edilmelidir ki din ve ondan doğan grupların herhangi bir kültür çevresinde her türlü etkiden korunmuş, soyutlanmış olarak yaşayamayacakları, bilâkis kültürel hayatın bütün kısımları; evlilik veya aile, eğitim, ekonomi, siyaset, boş zamanlar, ahlâk, hukuk, sanat, teknoloji ve bilhassa toplumun genel yapısı, yani zümreler, sınıflar ve diğer sosyal tabakalaşma biçimleri ve tabiatıyla siyasî yapı, yani devlet ile sıkı bir ilişki halinde bulundukları aşikârdır. Bu demektir ki din ile toplum arasındaki ilişkiler tek yönlü değil, karşılıklı etki esasına dayanır. Dolayısıyla din-toplum ilişkileri etkileşimsel ilişkiler olup din toplumu, toplumun kültürünü, toplumsal kurumları, toplumsal norm ve değerleri etkilediği gibi onlar da dini etkilemektedir. Bu durumda dinin sosyal boyutundan bahsedildiğinde, onun gerçekte toplumla karşılıklı ilişkilerinden ortaya çıkan boyut anlaşılmaktadır (Okumuş, 2003a: 98).

Kısaca ifade etmek gerekirse; Peter L. Berger’in de belirttiği gibi her insan topluluğu bir dünya-kurma teşebbüsüdür. Bu teşebbüste yer alan çeşitli olgu ve unsurlar arasında din özel bir yer işgal eder (Berger, 1993: 29). Dolayısıyla inşa edilen dünyada din ile insan arasında sıkı ilişkiler bulunmaktadır. Esasen din sosyolojisinin araştırma konusu da din ve dünya problemi olarak özetlenebilir (Wach, 1987: 14). Şu halde denilebilir ki dünya inşa etme girişiminde toplumla din arasında yakın-sıkı ilişki ve etkileşimler bulunmaktadır (Okumuş, 2003a: 98).

Dinî tecrübenin inanç ve amel veya teorik ve pratik anlatımlarından ayrılamayacak olan sosyolojik anlatımı (Wach, 1987: 43-61), dinin, sosyal boyutlarından azade anlaşılamayacağını göstermektedir. Dinin sübjektif yönü, objektif yönüyle tamamlanır.

Sübjektif din ile objektif dini birbirinden ayrı ele almak sosyolojik anlamda mümkün görünmemektedir. Din, bireysel midir yoksa toplumsal mıdır veya din bireyin işi midir yoksa toplumun işi midir? sorusu, tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan? sorusuna benzer. Böyle bir soru, kısır döngüyle sonuçlanır ve meseleyi çözümsüzlüğe iter. Dinin her iki yönü veya özelliği birbirinden ayrı değerlendirilemez (Okumuş, 2003a: 99).

Wach’a göre din ve toplum arasındaki karşılıklı ilişki yakından ve sistematik bir şekilde incelenecek olursa, dinin toplum üzerindeki etkisinin birinci derecede olduğu görülür. Bu bağlamda dinin toplumların zihniyetleri üzerindeki etkisi, aynı toplumların örgütlenmeleri üzerindeki etkisinden daha da büyük olsa gerektir (Wach, 1987: 17).

Dinin toplumun bilgi, inanç, değer yargıları, ahlak ve zihniyetleri ile örgütlenmeleri üzerinde güçlü etkileri olmaktadır. Bu etkileri geçmiş topluluklarda görmek mümkün olduğu gibi günümüz modern toplumlarında da da çeşitli biçimlerde görmek mümkündür. Dinin tabii grup veya birlikler üzerinde etkisi olduğu gibi sırf dinî olarak adlandırılan gruplar üzerinde de merkezî etkisi bulunmaktadır. Din, aile, ekonomi, siyaset, eğitim, boş zamanlar, hukuk ve ahlâk gibi kurumlar, sosyal sınıf ve tabakalar, kültür, kimlik, yerel birlikler, dernek, kulüp, meslekî kuruluşlar vb. üzerinde çeşitli etkileri olan bir fenomendir (Mensching, 1994: 82-130).

Din, kültürün ilk basamaklarından başlayarak aile, oymak, kabile, boy ve millet gibi tabii birlikleri önemli ölçüde etkilemiştir. Din-toplum ilişkileri açısından önemli bir husus da, dinin, toplumsal örgütlenmenin belki de en gelişmiş biçimi olan devlet üzerinde de etkili olduğudur. Din, devleti, çok çeşitli biçimlerde, hukuk, fiiliyat, şekil ve içerik bakımından etkiler ve yönlendirir. Din, toplum üzerinde başlı başına grup oluşturma ve teşkilat kurma yönü itibarıyla da etkili olur. Saf dinî gruplar örneğinde bunu görmek mümkündür (Wach, 1987: 17-30).

Toplumun da din üzerinde etkileri bulunmaktadır. Din, örneğin toplumun dominant kültür kalıpları tarafından etki altına alınır: Dinin belli bir yerdeki organizasyonu ve teolojisi, bir ölçüde dinin içinde çıkıp kurumlaştığı toplumun özelliklerince paylaşılır. Örneğin Amerika’da demokrasiye ve gönüllü kuruluşlara katılıma önem verilmesi, bu ülkede Roman Katolik Kilisesi’ni din adamı sınıfının dışındaki halkla daha büyük bir ilişki teşvikiyle ve liderlikte azalan güveni teminle şiddetli bir biçimde etkilemiştir. Benzer bir biçimde Amerika’da hissedilen komunist tehdit, bir kısım dinsel hareketleri bu tehdide muhalif yapmıştır (Chalfant- Beckley-Palmer, 1987: 5). Her din başlangıçta içinden çıktığı sosyolojik çevrenin etkisi altında kalır.

Kültürel gelişimin daha sonraki aşamalarında dahi peygamber, dinin kurucusu ve ilk taraftarları, sosyolojik kökenlerine uygun olarak yumuşak determinizm prensibine uyarlar. Toplum hayatının az farklılaştığı şartlarda rit, mit, inanç ve ibadetler bariz bir biçimde toplum yapısının damgasını taşırlar (Wach, 1987: 7). Mitolojik halk dinlerinde dinî inançların, ziyadesiyle maddî hayat şartları ve ekonomik ve sosyal etkenlerin tesirinde kaldığı bir çok misâllerle sabit olmuş bir durumdur (Okumuş, 2003a: 100). Aynı şeyin, yukarıda ifade edildiği gibi günümüz dinleri için de geçerli olduğu söylenebilir.

Sonuç itibarıyla sosyolojik olarak din-toplum ilişkilerine bakıldığında, dinle toplumun ilişkilerinin tek yanlı olarak din tarafından veya toplum tarafından bakılarak anlaşılamayacağı, zira dinle toplum arasındaki ilişkilerin karşılıklı olduğu, dinin toplum üzerinde etkileri olduğu gibi toplumun da din üzerinde etkilerininin bulunmakta olduğu görülmektedir.

Gerçekten de din ile toplum ve toplumun diğer boyutları arasındaki ilişkilerin çok yönlü olduğu doğrudur. Nitekim din sosyolojisinin merkezî konusu olan din-toplum ilişkileri, din ile toplumun karşılıklı ilişkilerini, etkileşimlerini ifade eder. Bu, hem klasik sosyolog ve din sosyologlarınca çoğu kez ele alındığı biçimiyle işlevsel dini, hem de artık bugün gelinen noktada pek çok sosyolog ve din sosyoloğunun ele aldığı biçimiyle dinin toplum üzerindeki etkilerini, sosyal fenomen olarak dinin etki ve bağlantılarını içermektedir. Din ile toplumun karşılıklı ilişkilerini incelemek, başka bir ifadeyle dini hem bağımlı değişken hem de bağımsız değişken olarak, hem etkilenen hem de etkileyen olarak incelemeyi ifade etmektedir (Okumuş, 2003a: 10-101).

Din-toplum ilişkilerine her iki açıdan bakılmadığı zaman, dinin indirgenmesi söz konusudur. Sosyolog, din fenomeninin aşkın boyutlarının dışında sosyal boyutlarını, din ile toplumun karşılıklı ilişkileri esasında ele alır, araştırır.

Tabii ki bu noktada dini, sosyal boyutuna indirgememeye dikkat etmek gerekmektedir. Dini salt sosyal boyutuna indirgemek; dinin mahiyetini sosyolojik anlamda dinin toplumsallığına indirgemek, dini, sadece gerçekliğin sosyal inşasının bir bölümü olarak görmek, dini sosyal gerçekliğin bir ürünü biçiminde ele almak demektir. Toplumun dine etkisinden bahsederken, onu toplumun bir işlevi olarak gören ve sosyolojizm olarak adlandırılan görüşün (Wach, 1987: 31) durumuna düşerek dini indirgememek lazımdır (Okumuş, 2003a: 101).

Din ile toplumun karşılıklı olarak birbirleri üzerinde etkili olduklarını, Baykan Sezer’in dinlere sosyolojik düzlemde “toplumların herşeyden önce kendilerini tanıma ve tanıtma aracı” (Sezer, 1981: 20, 32, 34, 35, 87, 88, 82, 83, 212, 213, 214) biçiminde verdiği anlamla çok etraflıca anlaşılabileceği düşünülebilir. Durkheimci bir yaklaşımla dini topluma, toplumsala indirgememek şartıyla (çünkü Sezer’in bu yaklaşımında dinin topluma ve toplum farklılaşmalarına indirgenebilmesi de sözkonusu) Sezer’in din yaklaşımı, burada anlaşıldığı manada, hem dinin toplum üzerindeki etkilerini, hem de toplumun din üzerindeki etkilerini ifade etmektedir. Bir yönüyle din toplum üzerinde öyle etkili olmaktadır ki toplum, kendini din ile ifade etmekte; diğer bir yönüyle ise toplum din üzerinde öylesine etkin bir varlık göstermektedir ki din, kendini toplumla, toplumların kendi farklı özellik ve şartlarıyla ifade etmektedir. Bu durumda denilebilir ki din, kendini toplumla, toplum da kendini din ile izah etmekte; din kendisinin bağlı olduğu toplumu açıklamakta, toplum da kendisinin bağlı bulunduğu dini açıklamaktadır (Okumuş, 2003a: 101-102).

Yorum yapın