Toplumsal Yaşamda Din ve Laiklik

Toplumsal Yaşamda Din ve Laiklik

Laikliğin sosyolojik anlamı, dinin toplumsal hayattaki etkisinin en aza indirilmesini, toplumun büyük ölçüde “sekülerleşmesini” (dünyevileşmesini) ifade eder.

Bu durum toplumsal yapı ve ilişkilerde insan aklı ve yaşama pratiğinin temel olması, dinî, mistik ve irrasyonel unsurların ikinci plana düşmesi demektir. Siyasal toplumun örgütlenmesinde Batı düşünce ve uygarlığının ürünü olan laiklik, Avrupa tarihinde yaşanan kilise-devlet mücadelesinin/çatışmasının bir ürünüdür.

Kudüs, Mescid-i Aksa
Kudüs, Mescid-i Aksa

Başlangıçta siyasal iktidar sorunuyla doğrudan ilgisi gözükmeyen Hristiyanlık, zamanla kilisenin hiyerarşik bir örgütlenme hâline gelmesiyle birlikte, kendi devlet ve toplum felsefesini oluşturmuştur.

Orta Çağ’ın sonlarına doğru siyasal iktidarın laikleşme sürecini hızlandıran en önemli gelişme dünyevi iktidarın bağımsızlığını meşrulaştıran öğretiler geliştiren düşünürler olmuştur. Bu noktada kilisenin baskısına karşı kilisenin hâkimiyetini azaltarak siyasal iktidarın boyunduruğu altına sokup, siyasetin özerkliğini ve bunun uzantısı olan devletin birliğini kuramlaştırarak modern anlamda devlet kavramının düşünülebilmesine ve sistemleşebilmesine katkı yapan düşünceler geliştirmişlerdir.

Bu düşüncelerin etkileri sonucunda laik modern devlet Avrupa’da 16-17. yüzyılda somutlaşmıştır. Buna göre kurumsallaşmış siyasal iktidar, meşru olabilmek için artık dışsal ya da aşkın bir güce ihtiyaç duymaz. Devlet meşruluğunu kendisinden alır, daha doğru ifadeyle devlet direkt olarak meşru bir zemindir. Görüldüğü üzere batı dünyasında laiklik; kilise ile dünyevi-siyasi otoriteler arasındaki mücadelenin, bir başka deyişle Hristiyan dinî geleneğinin tarihsel pratiğinin sonucudur.

Din ve vicdan özgürlüğü bireyin temel haklarındandır.
Din ve vicdan özgürlüğü bireyin temel haklarındandır.

Laiklik, bir öğreti olarak Hristiyan dininin, dinisiyasi alan ayrımı yapmasından çok, tarihsel süreçteki örgütlenmesinin ve iktidar mücadelesinin sonucudur. Türkiye’de laikliğin siyasi ve hukuki anlamda kurumsallaşması esas itibariyle Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiş olmakla birlikte Osmanlı Devleti’nden alınan miras da belli açılardan etkili olmuştur.

Türk toplumunda 19. yy. boyunca, siyasal alanda yapılan çeşitli düzenlemeler, Cumhuriyet’e kadar devam eden modernleşme ve laikleşmenin ilk yapısını oluşturur. Tek taraflı laik düzenlemelerin toplumda bir karşılığının bulunmaması, kendi felsefesini geliştirememesi, bunun siyasi laiklikle sınırlı kalmasına yol açmıştır. Ancak, bu sınırlılıklara rağmen Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte laiklik prensibi devletin anayasal temeline yerleştirilmiştir.

Bizzat anayasanın lafzına göre, laiklik veya “laik Cumhuriyet”, Türkiye’nin sosyopolitik sisteminin en önemli unsurudur. Cumhuriyet dönemi özellikle tek partili dönem sonrası en çok tartışılan sorun alanlarından birisi din-siyaset ilişkisi ve bu bağlamda laiklik konusu olmuştur.

Farklı kesimler, çeşitli kişi ve gruplar bu kavramlardan farklı şeyleri anlamakta, laikliği farklı tanımlamaktadırlar. “Dini siyasete alet” ederek laikliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı iddiası, demokratik siyasal süreci kesintiye uğratan otoriter müdahalelerin laikliği korumak adına yapılması çoğunlukla laikliğe atıfla yapılarak gerekçelendirilmiştir.

Laiklik kavramı Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın etrafında şekillendiği temel kilit kavramlardan birisi olmuştur. Türkiye’de tarihsel süreçte laikliğin din karşıtlığı anlamında dar bir çerçevede kullanılması da bu kutuplaşmanın temelini oluşturulmuştur.

Yorum yapın